ÇİÇEKLERİN ANLAMI, DİLİ NEREDEN GELİYOR?


Herkes bilir ki çiçek demek düşünceli olmak demek. Sevgiliye çiçek ise romantik olmak demek.
Madem romantik olmaya karar verdiniz, bu işi tam yapalım o zaman. İşin köküne inelim, çiçeklerle
neler dediğimizin tarihine bakalım.

Her çiçeğin bir anlamı var değil mi? Peki bu anlamlar nereden geliyor diye düşündünüz mü hiç?

Türk edebiyatında – özellikle klasik Türk şiirlerinde ve Osmanlı-Türk kültüründe – gerek benzetme
gerekse gerçek anlamı ile oldukça sık kullanılır çiçek. Türkler için ayrı bir özelliği vardır çiçeklerin.
Çiçekler, klasik Türk şiirinde duyguların dili olmanın yanı sıra kendi sahip oldukları özellikleri ile
sevgiliyi tasvir etme kısmında oldukça yardımcı olmuş şairlere. Hatta çiçeklerin dili de buradan gelmiş
neredeyse. Hangi çiçeğin ne ifade ettiği şiirlerle başlamış.

Bazı kaynaklara göre çiçek dili, 1600’lü yıllarda eşiyle birlikte Türkiye’de yaşayan Mary Wortley
Montaqu tarafından İstanbul’da geliştirilmiş. Geliştirilen bu dil daha sonra – 1716 yılında –
İstanbul’dan İngiltere’ye geçmiş; oradan da dünya geneline.

Bu konuda yazılmış makaleler, üzerine yapılmış araştırmalar bile var internette yayınlanan. Hatta çok
da ilginç sonuçlar var.

– Gülün divan şiirinde bu kadar yoğun bir ilgiyle karşılanmasının sebepleri; en güzel ve en
alımlı çiçek sayılması, sevgilinin yüzü, yanağı ve dudağı gibi en çok dikkat çeken ve en güzel
uzuvlarıyla benzerlik göstermesi, güzel görünümü yanında dokunma ve koku alma duyularına
da hitap etmesi ve Hz.Muhammed ve Hz.Yusuf gibi toplumda saygı gören din büyüklerinin
simgesi olarak benimsenmiş olması. Bu arada gülün renginden bahsedilen beyitlerin yüzde
80’i kırmızı gül, yüzde 15’i beyaz gül, yüzde 5’i de sarı gül üzerinedir.

–  Lâlenin klasik Türk şiirindeki temel işlevi ise sevgili, güzel, gelin, asker gibi şahıslar; sevgilinin
yanağı, dudağı; âşığın yüzü, vücudu, kanı, gözyaşı ve yaraları gibi uzuvlar; kadeh, şarap, tabak
gibi eşya; güneş, ay, yıldız gibi kozmik unsurlar.

–  Klasik Türk şiirinde en çok kullanılan çiçeklerden biri de sümbül. Sümbülün divan şairlerinin
ilgisini çeken en belirgin özellikleri; güzel kokulu olması, kıvrımlı, dalgalı ve karmaşık
görünümü, genellikle siyaha yakın rengi ve baharın habercisi olması.

–  Bir de nergis. Daha çok beyaz ve sarı renkli taç yaprakları, çiçek kısmının yuvarlak olması,
suya ihtiyaç duyması, taç yapraklarının yere yakın ve eğik olması, kokusuz ve meyvesiz
olması, ince ve zarif görüntüsü ile şiirlere misafir edilmiş nergis. Araştırmalara göre nergisin
klasik Türk şiirindeki temel işlevi sevgilinin gözü ile benzerlik göstermesi. Ayrıca gül, lâle ve
sümbüldekinin aksine nergisle soyut kavramlar arasında ilişki kurulmamış direkt şahıslara
atfen kullanılmış.

–  Yasemin, klasik Türk şiirinde yumuşak dokulu, beyaz ve sarıçiçekli, güzel kokulu ve tırmanıcı
özellikleriyle dikkat çekmiş hep. Bu özellikleriyle bağlantılı olarak yasemin klasik Türk şiirinde
sevgili ve sevgilinin saçı, yüzü, yanağı, teni gibi uzuvlarıyla benzerlik kurmak için kullanılmış.

–  Menekşenin kısa boylu ve taç yapraklarının yere eğik olması, taç yapraklarının küçük ve kıvrımlı şekli, güzel kokulu olması, renkli görüntüsü, çiçeklerini ilkbaharda açması
ve zor şartlara karşı dayanıklı olmasıdır divan şairlerinin ilgisini çekmiş hemen.

–  Kuvvetli ve güzel kokulu olması ile Reyhan, sevgilinin başta saçı olmak üzere hattı, kâkülü ve
perçemiyle ilişkilendirilmesine de sebep olmuş.

–  Taç yapraklarının kırmızı, özellikle de eflatun ve eflatunun değişik tonlarında olması,
erguvanın divan şairlerince şarapla özdeşleştirilmesine sebep olmuş. Ve tabii ki sevgili…

–  Ve karanfil. Hem güzel kokulu, sarı taç yapraklı çiçek hem de hoş kokulu bir baharat
anlamıyla kullanılan karanfil; testiye karanfil koymak, kumaşlara karanfil motifleri
işlemek, ağızda karanfil (kökü) çiğnemek alışkanlıkları ile Türk şiirlerindeki yerini almış.

Kaynak: Klasik Türk Şiirinde Duyguların Dili: Çiçekler, 2007


Yorumlar: 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş

Şifreyi Sıfırla

Back to
Giriş