Gül Yaprağı ve Budizm Tapınağının Hikayesi


 

Budizm tapınakları hakkında bildiğimiz şeyler çok azdır. Filmlerde alınlarında kırmızı noktalı boyalar bulunan ve kendilerini dinleyen adamlar olarak gösterilen Budistler aslında nasıldır sizce? Gelin biraz bu tapınakları ve anlatılan hikayeleri inceleyelim.

Budizm kimine göre bir din kimine göre de bir felsefedir. Bu ona hangi açıdan yaklaştığınıza göre değişebilir. Ancak asıl olan bir şey vardır ki, hangisine inanırsanız inanın Budizm bir yaşam biçimidir. Hayatta çok karmaşık duygulara sahip oluruz. Bunlar mutluluk, sevgi gibi güzel hisler olduğu kadar doyumsuzluk, kıskançlık, intikam gibi kötü hisler de olabilirler. Budizm bu hislerden kurtulmanın yollarını arar ve giderir. Budizm Felsefesi insanın kendini dinleyerek iyiliği bulmasına yardımcı olur.

budist tapınağı
Görsel: Condé Nast Traveler

Elbette işin buraya yazarak bitiremeyeceğimiz kadar karışık kısımları, detayları da var. Bu yazıda size favori çiçeklerden biri olan, aşk denilince akla ilk gelen çiçek olan gül ile Budizm tapınağının hikayesinden bahsedeceğiz. Hikayemiz sözcükler olmadan birbirimizi anlayabileceğimizi bir kere daha anlatacak bizlere. Şimdi gelelim hikayemize…

budist tapınakları
Görsel LDS org

Anlatılana göre bir gün Uzakdoğu’daki bir Budist tapınağına, kendi içsel yolculuğunda olan ve bilgeliğin gizemlerini çözmek isteyen bir adamın yolu düşmüş. Bu Budist tapınağına girmenin tek yolu varmış, tapınakta yaşayan Budistlerin sezgisel olarak kapının dışında birinin olduğunu anlamaları ve onları içeri öyle buyur etmeleri gerekiyormuş. Yabancıların kapıyı çalarak ya da birine seslenerek içeri girmesi yasakmış. Zaten kapıda da ne bir zil ne bir tokmak varmış.

Bunu bilen yabancı da kapıda öylece durup, kapının açılmasını beklemiş. Bir zaman sonra kapı açılmış ve kapıya gelen Budist adama bir süre bakmış. Beden diliyle selamlaştıktan sonra, sözsüz olarak konuşmaya başlamışlar. Budist, adamın tapınağa girmek ve orada kalmak istediğini anlamış duruşundan. Ardından cevap vermek için içeri gitmiş ve gelmiş.

Budist elinde ağzına kadar su dolu olan bir kase ile geri gelmiş. Kasede yeni bir damlaya yer yokmuş. Adama anlatmak istediği şey, tapınağın dolu olduğu ve onu kabul edemeyecekleriymiş.

Adam, Budist’in elindeki kaseyi görünce ona cevap vermek istemiş. Ardından tapınağın bahçesine gitmiş bahçedeki güllerden birinin yapraklarından bir tane koparmış. Elinde bir adet gül yaprağı ile geri gelen adam, gül yaprağını usulca Budist’in elindeki kasedeki suyun üstüne bırakmış. Gül yaprağı, suyu taşırmamış ve suyun üstünde yüzmeye başlamış.

Bunu gören Budist, adamın önünde saygıyla eğilmiş ve kapıyı açarak onu tapınağa kabul etmiş. Çünkü suyu taşırmayacak bir gül yaprağına her zaman yer varmış… İki adam, bazen saatlerce konuşarak anlaşılamayacak bir durumu, uzun cümlelerin yetemeyeceği açıklamaları hiç konuşmadan, sadece birkaç hareketleri ile anlatmışlar birbirlerine.

Düşündüren bir hikaye öyle değil mi?

Birbirinden güzel güller CicekSepeti’nde..

Birçok konuda eğitimler, kurslar verilen bu felsefede hikayeler anlatmakla bitmez. Buna benzer bir başka hikaye de şöyle;

Zaman kullanımı ile ilgili düzenlenen kurslardan birinde öğretmen, öğrencileri için küçük bir deney planlıyor. Ancak öğretmen ve öğrenci dediğimiz zaman aklınızda çok büyük yaş farkı olan 2 farklı kişi gelmesin. Bu öğrencilerin hepsi hızlı mesleklerde çalışan yetişkin kişiler.

budizm tapınağı
Görsel: TripSavvy

Öğretmen deney için masanın üzerine büyükçe bir kavanoz koyuyor ve ardından bir çanta içerisinden koca koca kaya parçaları çıkarıyor. Bu kaya parçalarını kavanozun içerisine yerleştiriyor. Her birini üst üste koyuyor kayaların. Eline yeni aldığı kaya parçası için yer kalmayınca sınıfa dönerek soruyor. “Bu kavanoz doldu mu?” Sınıftakiler dolduğunu söylüyorlar. Öğretmen durup bakıyor öğrencilere. “Doldu demek ki” diyor. Ardından bir çanta dolusu çakıl taşı çıkarıyor masaya ve çakıl taşlarını kavanozun içerisine döküyor. Kavanozu eline alıp sağa sola hafifçe sarsarak çakıl taşlarının kaya parçalarının aralarına yerleşmesini sağlıyor ardından.

Ardından tekrar durup sınıfa bakıyor ve tekrardan soruyor aynı soruyu. “Bu kavanoz doldu mu?” Bu sefer öğrenciler oltaya gelmiyorlar. Kavanozda boşlukların olduğunu dikkate alarak dolmadığını, hala yer olduğunu söylüyorlar. Öğretmen aldığı yanıttan memnun bir şekilde “Aferin” diyor. “Henüz dolmadı” ve bir çanta dolusu da kum koyuyor masaya. Ardından kumu kaya parçaları ve çakıl taşlarının çoğunu doldurduğu kavanozun içerisine boşaltıyor ve bu nispeten büyük taşların arasında dolabilmesi için sağa sola sallıyor. Öğretmen bunun da ardından tekrar soruyor aynı soruyu. “Bu kavanoz doldu mu?” Yine dolmadığını söylüyor öğrenciler. Dururla bir kez daha “Aferin” diyor öğretmen ve içeri gidip bir sürahi su getirerek kavanoza boşaltıyor.

Ardından dönüp soruyor öğrencilerine “Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?”

Öğrencilerden biri hemen atılıyor ve şunları söylüyor;

“Her zaman vaktin olduğunu çıkardık. Günlük programımız ne kadar dolu olsa da her zaman yeni işler için vakit bulabileceğimizi çıkardık”

tapınak
Görsel: rgyan

Öğretmen memnun şekilde gülümsemiş ve eklemiş. “Bu doğru, ancak esas çıkarılması gereken ders bu değil. Şayet büyük parçaları ilk önce kavanoza koymazsanız, bir daha asla onlara kavanozda yer bulamazsınız. Bu deneyden sonra tüm öğrenciler durmuş ve kendi hayatlarını düşünmüş. Siz neler düşündünüz? Sizin hayatınızdaki büyük taş parçaları ne? Onlara kavanozunuzda ilk önce yer veriyor musunuz? Ya da basit gördüğünüz için önce kumları ve suları kavanozunuza doldurup büyük parçaları görmezden mi geliyorsunuz?

Bu hikayeler herkese kendini biraz sorgulatıyor değil mi?

 


Yorumlar: 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş

Şifreyi Sıfırla

Back to
Giriş