Şarkıların, Şiirlerin ve Baharın İlham Kaynağı Lale’nin Hikayesi


Lale, şarkılara ve şiirlere konu olmuş; bir devre adını vermiş o büyülü ve gizemli çiçek… Baharın habercisi, barışın, huzurun ve güzelliğin temsilcisi lale…

Lale çiçeği uzun yıllar boyunca aynı duyguların yansıtılmasına vesile olmuş. Park ve bahçelerde rengarenk formları ile bize mutluluk veren lale dünyanın en popüler çiçeklerinden biridir. Hal böyle olunca da hep merak edilmiş lale çiçeğinin hikayesi. İstanbul’a baharın geldiğini haber veren, edebiyatın, tasavvufun, asaletin, bolluğun ve bereketin simgesi olan laleyi sizler için araştırdık. Şairlere ilham veren bu güzel çiçek hakkında en çok merak edilen bilgileri gelin birlikte okuyalım.

laleler
Görsel Kaynak: Old Farmer’s Almanac

“Ey Gönül!
Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul!
Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece “yâr” haberdâr olsun.”
Mevlana Celaleddin Rumi

Lale, Türk kültüründe, bir devre adını vermiş, baş tacı olacak kadar sevilip benimsenmiş bir çiçektir. Hem geçmişte hem de günümüzde zarafetin, inceliğin ve masumiyetin sembolü olmuştur. Lale devri bittikten sonra dahi edebiyatın vazgeçemediği bir çiçek olmuştur. (Meraklısına kaynak; Klasik Türk Edebiyatında Lale)

Aslında Lale Orta Asya‘da doğmuş bir çiçektir. Selçuklular ile birlikte Anadolu’ya taşındığı bilinen çiçek, Osmanlı için büyük bir refah göstergesi olmuştur. Osmanlı yayıldıkça kültürünü de gittiği yerlere götürmekte geri kalmamış; laleyi elçileri ile hediye olarak Avrupa’ya göndermiş. Bundan sebep Avrupa yolu gözüken Lale bol talep görmeye başlamış.

Osmanlı Lalesi olarak bilinen türdeki lale o zamanlarkinden biraz farklı ancak. Melezleme ile oluşturulan bu laleler daha badem şekilli ve şimdiki bildiğimiz lale formunda. Hatta söylenene göre o dönemlerde en iyi laleleri üretebilmek için lale soğanlarına servetler ödenmiş. Lale’nin tarihçesi ve bakımına dair detayları İstanbul’un Çiçeği Lale yazımızdan, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

ebru sanatı ve lale
Görsel Kaynak: Hobi Derya

Türk el sanatlarında, motiflerde sıklıkla görülen lale bilhassa İstanbul’un simgesi olmuş zamanla. Bu özelliğini günümüzde de hala korumaktadır. İlk lale süslemeleri 12. yüzyıla kadar dayanıyor. Laleyi şiirlerine ilk taşıyan ise Mevlana Celaleddin Rumi olmuş. Mevlana’nin rubailerinde yer alan lale kara sevdayı temsil etmiş. Adeta dua eder gibi açılan elleri anımsattığı düşünülür, bu da lalenin inanç boyutunu derinleştirir.

Tüm bunların yanında lale neyi anlatır derseniz, güzelliğin sembolüdür denilebilir. Hem iç hem de dış güzelliğin sembolüdür lale. İnancın ve aşkın bir bedende buluşmasıdır. Kusursuz bir parıltının ifade edilişidir.
Lale çiçeği anlamı, asil, aşk ve zarif anlamlarını taşımaktadır. Sadece ilkbahar aylarında görülen lale, gururlu bir çiçek olarak bilinir. Lale insana huzur verir. Farklı renk seçenekleri anlamını da farklılaştırmış, çoğaltmıştır.

Osmanlıda lale
Görsel Kaynak: Star Gazetesi

Osmanlı zamanında lalelere farklı farklı adlar takılmış. Bazıları “gönül yakan” demiş bazıları ise“sevinç ışığı”

Lale kelimesi aslen delband (tülbent) adlı bir Farsça kelimeden türemiştir. Yani günümüz Türkçesi ile türban anlamına geldiğini söylemek mümkün. Bunun sebebi ise çoğunlukla çiçeğin türban şeklinde olması tabii.

 Tarihinin en başından bu yana hep farklı anlamları simgelemiş ancak daima içinde sevgiyi barındırmış lale. Zamanla elimizde tutamadığımız lale ilk olarak Viyana’ya sonra da şu anda Lale’de dünya devi olarak görülen Hollanda’ya ulaşmış. Lalenin Hollanda’da yetiştirilmesi ise Flaman botanikçisi Carolus Clusius’la 1593 yılında başlıyor. (Günümüzde Hollanda bir lale devi olmanın ötesinde, ticari olarak satılan lalelerin dünya çapında başlıca üreticisi konumundadır.)

Sultan 3. Ahmet’in o ünlü lale devrinden birkaç yüzyıl sonrasında, 19. yüzyıl başlamadan çok önce İstanbul Lalesi olarak bilinen o verimli laleler kayboluyor bile. Yerine Avrupa’dan ithal edilen laleler geliyor. Ancak ne var ki bu lalelerin soğanları yalnızca 1 defa açıyor, ardından ölüyor. Yani bu kısır laleler zamanla ülkemizdeki lale popülaritesini düşürüyor. O zamanlar şehrin dört bir yanını dolduran, bahçelerden dolup taşan laleler günümüzde kaldırım üzerilerinde ve yol kenarlarında görülüyor. O meşhur lale bahçeleri yalnızca büyük parklarda bir servet ödenerek sergileniyor.

Çiçek hikayelerini seviyorsanız Kendileri Kadar Hikayeleri de Etkileyici Olan 7 Çiçek yazımızı da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. 

Lale’nin tarihini ve hikayesini araştırırken karşılaştığımız bir diğer hikaye ise ters lale hikayesi. Sırlı bir çiçek olarak bilinen ters lalenin hikayesi kısaca şöyle;

ters lale
Görsel Kaynak: Hakkari İl Emniyet Müdürlüğü

Hakkari’de ve yakınlarında yetişen ters lale aslında çok özel bir çiçek. Bölge halkı ondan Ağlayan Gelin olarak bahsediyor. Çünkü bir gelin kadar güzel ve boynu eğik hali ile de son derece üzgün. O zamanlarda Hakkari Bölgesi‘nde yaşayan Asuriler inde her sabah göbeğinden su yaydığı için ona ‘Ağlayan lale’ ismini taktıyor. Bu sebeple de onu kutsal sayıyorlar. Belki de bu sebeptendir “Ters Lale” günümüzde de son derece değerli ve koruma altına alınmış durumdadır. Her ne kadar hüzünlü bir mizacı olsa da çiçeğin adı dinsel bir temele dayanıyor. Üstelik yalnızca tek bir dine değil.

lale
Görsel Kaynak: Pexels

19. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı topraklarına özgü bir çiçek olma özelliğini koruyan Ters lale, Anadolu coğrafyasına ait endemik bir türdür. Bu çiçeğe dair anlatılan ilk hikaye Hristiyanlık ile ilgili. Bu hikayede anlatılana göre Hz. İsa çarmıha gerilmeye giderken geçtiği yoldaki tüm çiçekler saygı ve üzüntüyle eğilir, bir tek Ters Lale boyun eğmez ve mağrurluğunu korur. Fakat İsa’nın ona bakışlarından ve ardından çarmıha gerilmesinden son derece etkilenen bu çiçek, üzüntü ve utançtan boynunu eğer ve ağlamaya başlar. Hikayenin başka bir anlatımında ise İsa’nın çarmıha gerileceği anı izleyen Hz. Meryem’in gözyaşlarının düştüğü yerde Ters Lale yetişmeye başlar. Bu hikayeden ötürü bu çiçek Hristiyan aleminde kutsal sayılmaktadır.

Çiçeğin bir diğer hikayesi de Müslümanlar tarafından anlatılıyor. Bu hikayeye göre Kerbela’da katledilen Hz. Hasan ve Hüseyin’in anısına yetişmektedir. Anadolu topraklarında yaşanan hüzünü temsil etmektedir.

Bu çiçeğin güzelliği birçok şiire ve türküye de konu olmuştur. Aşık Veysel de bir türküsünde yer vermiştir ağlayan geline;

“Lale der ki : Ey Allah’ım benim boynum neden eğri?

Yardan ayrı düştüm gayrı, benden ala çiçek var mı?”

Yüzlerce çiçeğe hikayeler yazan mitoloji elbette lale için de bir hikaye anlatmadan geçmemiş. Bilinene göre bilhassa doğu edebiyatında kullanılan Pers mitolojisindeki lale çiçeğinin kökeni şöyledir. Bir yaprağın üstünde bulunan minik bir çiğ tanesine yıldırım düşüyor. Ardından çiğ tanesi ve yaprak alev alıyor. Daha sonra donuyor ve lale meydana geliyor. Lalenin ortasında bulunan koyu rengin de bu yanmadan meydana geldiği söyleniyor. Hikayeler bitmek bilmiyor anlayacağınız.

Lale’ye dair anlatılan romantik bir hikaye de var ki kendisi Ferhat ve Şirin’e aittir. Bu hikayenin detaylarını Ferhat ve Şirin’in Lale Hikayesi yazımızdan okuyabilirsiniz.  

İlginizi çekebilecek çiçek hikayeleri yazıları;


Yorumlar: 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş

Şifreyi Sıfırla

Back to
Giriş